Biz, 18 yaşında İzmir’e üniversite okumaya gelen, biyokimya bölümünde tanışan, önce arkadaş, sonra dost olan iki kadınız.
Hayat bizi farklı yönlere götürdü. Farklı işlere, farklı şehirlere, farklı akışlara… Ama bazen aynı şehirde, bazen aynı evde, hep aynı bağın içinde kaldık.
Zaman geçti. İşler değişti, hayatlar kuruldu, çocuklar büyüdü. Her şey dönüştü. Ama aramızdaki o şey… hiç değişmedi.
Belki de bugün bu satırları yazmamızın sebebi tam olarak bu.
Biz, birbirimizin her hâline şahit olan iki kadınız.
Değişimlerimize, kırıldığımız yerlere, büyüdüğümüz anlara…
Ve zamanla şunu fark ettik;
Aslında birbirimizden çok da farklı değiliz.
İşte Ruinia, tam da bu yerden filizlendi.
Yaşadıklarımızdan, gördüklerimizden, içimizde biriken o katmanlardan…
Her parça, o şahitliğin bir izi.
Her tasarım, bir hâlin görünür hâli.
Biz kimiz?
Biz, kendini saklamayan, içinde olanı korkmadan ortaya koyan iki kadınız.
Biz, içimizdeki her katmanı bazen yumuşak, bazen güçlü, ama her zaman gerçek bir yerden anlatanlarız.
Biz, oyunun içinde kalabilen, neşeyle var olan, kendi yolunu özgürce yürüyen iki kadınız.
Ve Ruinia… tam da buradan doğan bir hâl.
Kadın olmanın değişen, çoğalan, derinleşen tüm hâlleri.
Sevgiyle,
Fulya & İlkay
Ruinia, var olan bir kelime değil.
Biz de zaten tam olarak bunu istedik; daha önce söylenmemiş, hazır bir anlama yaslanmayan, kendi anlamını zamanla kuracak bir isim aradık. Bunun için aylarca düşündük, denedik, eledik, tekrar başladık.
“Ruin” kelimesi bize ilk anda güçlü geldi. Yıkıntı, harabe… Ama bizim için bu, yok oluş değil; zamana direnmiş bir varoluştu. Antik şehirler gibi. İnsanlar gelir, geçer; dönemler değişir, yüzeyler eskir ama bazı yapılar hâlâ ayaktadır. Çünkü onların içinde sadece taş değil, hafıza, oran, emek ve ruh vardır.
Ruinia’nın kökünde bu his var.
Geçmişten gelen ama geçmişte kalmayan bir güzellik. Zamana ait olmayan, aksine zamanla daha da derinleşen bir duruş. Akdeniz’in ışığı, antik kentlerin sessiz gücü ve hayal edilen daha iyi bir dünyanın , bir ütopyanın, zarif izleri bu isimde birleşti.
Ruinia böyle doğdu.
Bir yıkıntıdan değil, ayakta kalanın güzelliğinden.
Bir kelimeden değil, bir histen.
Geçip gitmeyenden, kalan izden, süren ruhtan.