Güneşin enerjisini üzerinde taşımak gibidir.
Aslında zaten içindedir o enerji; güneşle nasıl açığa çıkıyorsa, Olympos da aynı etkiyi yapar.
Giydiğinde ciddiyet biraz daha geriye çekilir.
Yerine neşe kalır.
Çamaşırsız, rahat.
Kısa ama kararında.
Eğlenceli; sınırını bilen bir sen.
Beli oturur.
Bedeni saklamaz.
Cesaretlidir ama bilge bir ölçülülükle.
Belden aşağı inerken büzgüsüyle kendiliğinden hafif bir çan formu alır; kalçada canlı bir hareket yaratır.
Ne fazla iddialı, ne silik.
Tam kararında.
Sabah hazırlanırken düşünmeden seçersin.
Gün daha başlamadan enerjin seninledir.
Öğlen işte koştururken, bir elinde kahve, aklın başka yerdeyken hareketine eşlik eder.
Seni tutmaz. Seninle akar.
Bir masada kahkaha yükseldiğinde görünür olur Olympos.
Öğlen güneşi gibi, yoğun, sıcak ve kaçınılmaz bir neşe.
Neşen taşmaz, yayılır.
Gün batımı ışığı sepya tonlarında tenine vururken sesler azalır, gün yavaşlar.
Sen Olympos’la hem parlar, hem sakinleşirsin. Neşen sende görünür.
Akşam “üstümü değiştirmeliyim mi?” sorusunu sordurmaz.
Gecene de aynı enerjinin başka formu ile sana eşlik eder.
Olympos içindeki neşenin en doğal halidir.
Ve o hâl,
en çok kendin olduğunda ortaya çıkar.